Dr. H. İbrahim Kutlay
Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
"Allah, bu kitap sebebiyle -yani Kur’ana uydukları için- bazı milletleri yükseltir. Yine bu kitapla -Kur’ana uymadıkları için- bazı milletleri alçaltır."1
1. Kur’an Sevgisi
Allah’ın Kitabına karşı birinci görevimiz, onu candan sevmektir... Kur’ana gönülden muhabbet duymaktır... Çocuklarımıza, yeni yetişen nesle ve gençliğe Kur’anı sevdirmek, Kur’anı sevmeleri için gerekli alt yapıyı hazırlamak, neslimizi küçük yaştan itibaren Kur’an Sevgisi ve Kur’an Saygısıyla yetiştirmektir.
Kur’an Edebi ve Kur’an Muhabbeti imanımızın gereğidir. Kur’an Sevgisi ve Kur’an Saygısı imanımızla doğru orantılıdır. Kur’an Sevgisinde Allah sevgisi ve Rasûlullah Sevgisi birleşmektedir. Kur’anı hidayet rehberi, rahmet kaynağı, hayat önderi, iki cihan kılavuzu olarak kabul eden mü’min, Allah’ın Kitabına sonsuz sevgiyle bağlanacaktır. Gönlü Kur’an sevgisiyle dolu müslüman, Allah’ın Kitabını büyük bir edeb ve ta’zimle okuyacak, okutacak , öğrenip öğretecektir.
Kulluğu öğreten, ahiret hayatını anlatan, imanı aşılayan Kur’an aynı zamanda dünyamızı nurlandıran, hayatımıza hayat katan ölümsüz ulvî ölçülere ve eskimez prensiplere işaret etmektedir. Sevgi, rahmet, şefkat, adalet, iyilik, kardeşlik gibi Kur’an ilkeleri hayatımıza gerçek anlamını vermektedir.
2. Kur’an Tilâveti
Allahın Kitabını okumak, Allah sevgisinin ve Rasûlullah aşkının gereğidir. Kur’an okumak ruhumuzun manevî gıdası, kulluğumuzun gereğidir. Kur’an okumak, Allah Rasûlüne dolayısıyla ümmetine verilen ilahî bir emirdir:
"De ki: Bana, her şeyin sahibi olan, bu muhterem beldenin Rabbine ibadet etmem emredildi. Bana, müslümanlardan olmam ve Kur’an okumam emredildi."2
Mü’min kul, her gün mutlaka Kur’an okumalıdır. Kur’ansız geçen gün, mü’min için karanlık gündür. Kur’anla birlikte geçirdiği saatler müslümanın nurlu, bereketli, aydınlık saatleridir. Mü’min kulun sabah akşam görmeden edemediği, kendisine bakmakla yüzünü ve gözünü nurlandırdığı en birinci dostu olan Kur’an, kıyamet günü onu yalnız bırakmayacak, Allah’ın huzurunda sevgili dostuna "şefaatçi" olacaktır.
"Kur’an okuyun. Zira Kur’an, kendisini okuyan kimselere kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir." 3
Allah kelâmını okuyan kişi, gayet tabii Kur’an okuma eğitimi almak, (fem-i muhsin’den) ehil Kur’an hocasının ağzından Kur’an tecvid ve ta’limi dersi almak zorundadır. Allah’ın Kitabı, onun emrettiği, Rasûlünün gösterdiği şekilde okunmalıdır.
"Kur’anı usûlüne uygun, büyük bir maharetle, güzel bir şekilde okuyanlar; en değerli, en üstün, Peygambere elçi olarak gönderilen meleklerle beraberdir."4
Ancak Kur’an okurken zorlanan, dili dönmeyen, güçlükle okuyan, arzu ettiği ve ders aldığı halde yaşı ya da kabiliyeti gereği istenen ölçüde güzel okuyamayan kimse de ecir ve mükâfattan mahrum değildir. Bilakis böyleleri için çift sevap verileceği bildirilmektedir:
"Kur’anı dili sürçerek zorlukla okuyan kimseye iki ecir vardır."5
Ne yazık ki, günümüzde bu açık müjdelere rağmen yaşının ileri olması bahanesiyle veya rahle önüne oturmayı onuruna yediremediği için Kur’an öğrenmekten mahrum pek çok müslüman bulunmaktadır. Bu durum, büyük bir mahrumiyettir, nasipsizliktir, bereketsizliktir.
Anlamını bilmeden sadece tekrarlama şeklinde okunan Kur’anın "Kur’an okuma" sayılamayacağını iddia etmek yersiz ve haddi aşan bir iddiadır. Müslüman olarak anlamını bilsek de bilmesek de Kur’an okumak zorundayız. Okuduğumuz Kur’anı anlamaya çalışmak elbette yine mü’min kul olarak görevimizdir. Kur’anı okumak bir görev, anlamaya çalışmak başka bir görevdir. Bu iki görev birbiriyle karıştırılmamalıdır.
3. Kur’an Hıfzı
Kur’anı gönlümüze nakşetmek, namazlarımızda okuduğumuz kısa sûreler yanında bizzat Peygamberimiz tarafından okunması özellikle tavsiye edilen Yasin, Mülk, Vakıa, Kehf Sûresi gibi faziletli ve değerli sûreleri ezberleyip sık sık okumak Kitabımıza karşı vefa borcumuzdur.
Kur’an ezberlemeyen, hafızasında Kur’an Sûreleri bulunmayan kişinin gönlü, manen boş, nurdan yoksun, yıkılmaya ve çökmeye yüz tutmuş bina gibi değersiz bir gönüldür. "Gönlünde Kur’andan hiç bir şey olmayan kişi, harabe ev gibidir."6
Cennetteki makamının yücelmesini arzu eden, Cennette üstün bir makamda bulunmak isteyen mü’min kul, Allahın Kitabından mümkün olduğu kadar çok sûre ezberleyecek ve Kur’an okurken usûlüne ve âdâbına göre (tecvid, ta’lim ve meharic-i hurufa riayet ederek) okuyacaktır.
Mü’minin Cennete girişinde -tabir caizse- "Kur’an İmtihanı" söz konusudur. Mü’min kul, Cennete girmeden önce kendisine Kur’an okutularak imtihan edilecek ve mü’minin Cennetteki yeri, bu imtihandaki başarısına göre belirlenecektir:
"Ona ‘Oku ve yüksel. Aynen dünyada okuduğun gibi tertil ile -yavaş yavaş- oku, zira senin - Cennetteki- makamın, okuyacağın son âyete göre verilecektir." 7
Burada Kur’anın tamamını ezberleyen, bununla birlikte Kur’a'n ahlâkını yaşayan, hayatını Kur’ana göre düzenleyen Kur’an bülbülleri "Hafız" kardeşlerimizin üstünlüğü ve değeri açıkça ortaya konulmaktadır. Bu hadis-i şerife göre hafızların Cennetteki makamları diğer müslümanlardan çok daha yüksek olacaktır.