Yüce Allah insanı mükemmel bir varlık olarak yaratmış1, hatta onu yeryüzüne halife tayin etmiş2 ve verdiği nimetlerle de onu diğer yaratıklara üstün kılmıştır. Öyle ki Kur'an-ı Kerim'de, insana verilen nimetlerin sayısal olarak tespitine bile güç yetirilemeyeceği ifade edilmektedir.3 Sorumluluk sahibi oluşu, düşünme, fikir üretme, bilgi sahibi olma, karar verme ve isteği doğrultusunda davranabilme/amel edebilme yeteneği, onu diğer yaratıklardan ayıran başlıca özelliklerdir.
İnsana verilen nimetlerden birisi de şüphesiz çocuk nimetidir. Çocuklar, ailemizin süsü, gönül huzurumuz, sevinç kaynağımız ve geleceğimizin teminatıdır. Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle onlar, tertemiz bir yaratılışla ve günahsız olarak dünyaya gelmektedirler. Günahsız ve tertemiz bir şekilde dünyaya gelen çocukların, bir ömür boyu sergileyecekleri tavır, hareket, anlayış ve hayat tarzını şekillendiren anne, baba ve içinde yaşadıkları sosyal çevredir. Onların düşünce yapıları, anne-babanın davranış ve anlayışı çerçevesinde ya safiyetini koruyacak ya da bozulacaktır.4 Kur'an-ı Kerim'de, "İyi toprak -Rabbinin izniyle- iyi bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır..."5 âyeti, -değişik yorumlara açık olmakla beraber- mecazî bir anlatımla, edebiyle, eğitimiyle gıpta edilebilecek, gurur duyulacak çocukların, nesillerin yetiştirilmesinin, sağlam temeller üzerine kurulmuş, millî, manevî ve ahlâkî değerleri benimsemiş bir aile ve topluma bağlı olduğuna işaret etmektedir. Dinî, millî ve ahlâkî değerlerle bütünleşmiş, eylemlerinde bu değerlere göre hareketi ilke edinmiş ailede yetişen çocuklar, bir şekilde bu değerlerin etkisinde kalırlar.
Çocuklar, öncelikle ailelerine verilmiş birer emanettir. Bu emanete riayet için onların bedenen ve ruhen sağlıklı yetiştirilmesi, iyi bir eğitimden geçirilmesi, ahlâken olgunlaş-tırılması gerekmektedir. Bu eğitimin de, "Ağaç yaşken eğilir" atasözünün de işaret ettiği gibi en elverişli zamanı, çocukluk yaşlarıdır. Bu yaşlar, çocuğun bütün hayatının şekillendiği zaman dilimidir.
İnsan, fani bir varlıktır. "Baki kalan bu kubbede, bir hoş sada imiş..." misali, insanı bir anlamda ölümsüzleştiren geride bıraktığı güzelliklerdir, eserlerdir. Çocuk, bu eserlerin en güzellerinden biri değil midir? Peygamber Efendimizin, "İnsan ölünce, üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden istifade edilen ilim, arkasından dua eden hayırlı evlat."6 hadisi, bu bağlamda düşünüldüğünde ne kadar da anlamlıdır. İnsanî erdemlerle donanmış, millî ve manevî değerlere,onu yaratan Allah'a, kendisini insanlığın kurtuluşuna adayan, örnek şahsiyet Hz. Muhammed'e, ilâhî ve evrensel nice mesajlar içeren Kur'an'a saygılı bir çocuk, nesil bırakmak, büyük eser değil midir? İnsan, arka sından ağzı dualı, dili güzel söze açık, çirkin sözlere kapalı, gönlü sevgi ile yoğrulmuş bir evlat bırakmak istemez mi? Elbette hemen hepimiz, arkamızdan bize ilâhî kelâmı okuyacak, fatihalar gönderecek, belirttiğimiz niteliklere sahip bir evlât isteriz. Bekleyeceğimiz fatihaların, duaların, saygının, erdemin, onurun şimdiden okutulması, şimdiden test edilmesi gerekmektedir. "Ne ekersen onu biçersin" özdeyişi, bu konuda söylenebilecekleri gayet veciz bir şekilde özetlemektedir.